
OSMAN ÖZTÜRK
Poet Osman Öztürk was born as a son of a guest worker’sfamily during the hazelnut harvest time and its tiring returntrip from a highland place, accompanied by the hummingsounds of the Black Sea’s wild waves in a village of Giresun, which transforms from green to scarlet red color because of the August month’s scorching heat.
His soul has been fed by love and longing at a place where thesky and the sea meet with the foggy mountains on the skirt of a unique blueness and greenness. His life has caused his permanent absence from home. His heart laden with longinghas given refuge to love, compassion, hope, and joy.
He published 6 poetry collections in Turkey. His poems havebeen translated into 23 languages, rewarded with internationalprizes in a number of countries, and many pieces of his lyricshave been composed by renown composers in Turkey.
Osman Öztürk’s poetry collections were published in somecountries: In Hamburg, Germany, SOMMERBLAU – YAZ MAVİSİ; in Serbia, YOU WERE MUCH OF THE GREEN AS WELL AS THE BLUE; in Italy in three languages, LA MIA ISOLA-ISLAND – ADA, in Mongolia in three languagesHOPE – UMUT and in Spain in two languages LA DENSIDAD DE LA NOCHE / THE HEAVINESS OF THE NIGHT / GECENİN AĞIRLIĞI. In his books,
Osman Öztürk expresses his feelings ranging from love toloneliness, from joy to sorrow and the different circumstancesof a human being, in the readers’ own tongues. He is able toreflect the genuineness of the folk culture via his lines in a pure and clear fashion. ure via his lines in a pure and clear fashion.
1-Ay Işığında Saklı
Ay ışığında saklıdır her gecenin gözyaşı
Dökülür yağmur yağmur gökyüzünden aşağı
Yanıp sönen yıldızlardır karanlığın sırdaşı
Ümidi kırık bir kalbin yalnızlıktır yoldaşı
Hangi hayaldir söyle bir yüreğin sırdaşı
Ay ışığında saklıdır karanlığın gölgesi
Ay görmez ışığını saklama gözlerini
Aşk özlediğin kadardır söndürme yüreğini
Hüzün dolu bir kalbin gözyaşıdır sırdaşı
Hangi hayaldir söyle bir yüreğin sırdaşı
Ay ışığı vurunca gözlerinin rengine
Birkaç damla gözyaşı düşüyor yüreğime
Hangi hüzün saklıdır ağlayan gözlerinde
Ümidi kırık bir kalbin yazgısıdır gözyaşı
Hangi hayaldir söyle bir yüreğin sırdaşı
2-Aynı Dünyanın Çocuklarıyız
Ey arkadaş
Yabancı görme bizi
Aynı dünyanın içi kan ağlayan çocuklarıyız biz…
Aynı gökyüzü
Sonsuz bir mavilikle örter üstümüzü
Aynı güneş yakar alaz alaz rengârenk yüzümüzü
Aynı ay ışıtır pırıl pırıl gecenin en siyahında gökyüzümüzü…
Aynı yıldızlar ışıldar yanıp sönen ışıklarıyla gözlerimizde
Aynı ay ışığı düşer gölge gölge gök siyaha büründüğünde ıssızlığımızın üstüne…
Ey arkadaş
El görme bizi
Biz de sizin gibiyiz
İnsanız her şeyden önce
Bir can taşıyoruz içimizde
Biz de sizin gibi ömür geçiriyoruz
Dertler kederler sevinçler içinde…
Bizim de kaygılarımız korkularımız var yerli yersiz
Dünyamız için nasıl da üzülüp kederleniriz
Her şeye rağmen umudumuzu kırmayız…
Daha mutlu bir dünyada insanca ve özgürce yaşamak isteriz
Biliriz ki
Şu gökyüzünün altında başka bir dünya yok gideceğimiz…
Aynı gökyüzünün çocuklarıyız biz
Kar beyazdır yalçın dağlarımızın sisli başı
Ekin ekin sürgün verir kurak ovalarımızda
sarı buğday başakları…
Aynı duygular coşturur o efkârlı ve mehtaplı akşamları…
Aynı yeryüzünün çocuklarıyız biz
Aynı okyanuslara dökülür hınçla denizlerimiz
Aynı gökyüzüne bakar umutla parlayan gözlerimiz
Aynı gökyüzünün yağmurlarıyla taşar çağıl çağıl akan derelerimiz
Zümrüt göllerimiz…
Biz aynı ağacın dallarıyız
Aynı toprakta açar bahar sevinciyle renk renk çiçeklerimiz
Ve aynı toprakta solar yorgun yapraklarımız…
Denizlerimiz ayrı kıyılara vursa da dalgalarını Irmaklarımız ayrı denizlere taşısa da sularını
Aynı gökyüzünün çocuklarıyız biz
Aynı yağmurlarda ıslanır aynı güneşte kurur tenimiz…
Bu dünya ne sizin ne de bizim
Kimseyi siz biz diye hiç ötekileştirmeyin
Aynı dünyanın çocuklarıyız biz
Uzatın ellerinizi ellerimize
Gökkuşağının yedi rengiyiz biz…
3-Bir Eylül Akşamı
Başımda
Mevsimine isyan etmiş asi bir rüzgâr Gönlümde
Denizini kaybetmiş hırçın dalgalar Gözlerimde
Gökyüzünü terk etmiş dolu dolu yağmurlar…
Sensizliğin ikliminde içim nasıl yanar
Senin olmadığın yaz kış bahar neye yarar Takvimleri sararttın hasretinle
Bu eylül akşamında
Dalından koptum kopacağım
Düştüm düşeceğim yar…
4-Kadın
Kadın varlığımızın nedeni olan mucizenin adıdır, O önce bir insandır
Ama insanı da yaratan bir kadındır…
Kadın sevgidir,
Yüreğinde taşıdığı eşsiz mücevher iyilik ve güzelliktir Kadın
gönlünde büyüttüğü içten sevgiyle beklentisiz sevendir…
Kadın bir cesaret abidesidir
Yılmaz hiçbir şeyden.
Biri bin eden emeğiyle yokluğun sınırlarını zorlar…
Kadın cesur dağlar gibi dik durur haksızlığın önünde,
Bir kaya gibi baş eğmez fırtınalarına hayatın.
En duru sevgiyi süzüp demleyip biriktirir yüreğinde,
En muhtaç anlarında ilaç gibi sevdiğinin gönlüne akıtır…
Öyle bir aşktır ki sevgisi,
Sevdiklerinde
Sihirli bir çekim gücü ve bağımlılık yaratır…
Bir başarı hikâyesidir kadın
Yarınlara uzanan o zorlu yaşam yolculuğundan Onurla başı dik çıkan…
Beklentisiz emek verir yuvasını yüceltmek için Duyguludur yüreklidir
Mutluluğuna inandığı hayatın
sabır küpüdür kadın…
Kadın olmazsa olmazlığıdır aşkın,
Eşsiz yüreğinde,
Özgürlük, şefkat, güven, güç ve güzellik barındırır… Eğer bir kadın ağlıyorsa ve ağlatılıyorsa
Vicdanı sızlar şu zalim dünyanın…
Bir kadının yüzündeki gülümsemenin sebebi olmak erdemini gösterir erkeğin.
O itilecek, horlanacak, soldurulacak bir gül değildir.
Bir insandır ve onu anlamayan her erkekten daha değerlidir. Kadının yerini sorgulayan kendi insanlığını sorgular
Bu böyle bilinmelidir…
Kadının olmadığı yerde nezaket ve asalet olmaz. Kadınsız hayat, kadınsız sevinç olmaz,
Kadınsız bilim, kadınsız eğitim, kadınsız sanat da olmaz. Seven bir yürekte
Omuzda taşınır göklere kadın…
Görkemli yürekleriyle sevgilerini içimize işleyen,
Onurlu emekleriyle olmazı olur eden
Yenilmez cesaretleriyle umutsuzluğu yok eden Sevdalarıyla gönüllerimizi tutsak eyleyen
Başımızın tacı, hayatımızın erdemi ve varlık sebebimizdir kadın
Onlarsız hayat hayat değildir…
5-İstanbul Senfonisi
İstanbul hangi enstrümana benzer
İstanbul bir enstrümanla anlatılamaz
O bir senfoniye benzer
Senfoninin eşsiz uyumu ve karmaşası sahnelenir İsyankâr sokaklarının izbe köşelerinde…
İstanbul vurgun yemiş denizlerin kıyısında
Bir senfoni orkestrasının ritmine bırakır kendini
Üflemeli, telli, yaylı, vurma çalgılarla.
Çal da çal
Zil çal
Ney
Mızıka
İstersen def çal…
Bir içli kemandır İstanbul derdinden kederinden
Nağme nağme inleyip durur
İki kıyısı da tutkuludur, efkârlıdır acıdan, sevinçten hasretlerden
Boğaz dalga dalga hışımla vurur göğsüne İstanbul’un…
Bir cümbüştür İstanbul her kafadan bin ses çıkar.
Yankılanır iki kıta arası yedi tepeden tepeden
Gecesi de gündüzü de huysuz bir nehir gibi akar
Bilinmez okyanuslara bir mola vermeden…
Bir saksafondur mesela üflenen
Üstünde kaç tuş kaç dehliz bulunur gizli saklı
Kaç çiviye saplanıp kalır gönlün haykırırken
Ay selamlarken karanlığı…
Nefesin kesilir bakarken
İmkânsızlığını anlatan başı dik tepelerine
Hırçın bir yürek gibi İstanbul her an sevdalıyken…
Tellerine mızrap mızrap hüzün yüklenmiş gamlı bir bağlamadır
Biraz Anadolu, biraz da erguvan kokar kederli havası
Gönlünden kim bilir kaç sevgiliye vurulmuştur
Ne bir kanunu vardır ne bir tınısı
O sarhoş çingene gecelerde davullar zurnalar çalar…
Boğazda bir martı çığlığı
Bir gemi direği
Dönülmez yolların son durağı
Bitmez ki hiç ay karası akşamların sitemi
O girdaplı gecelerde
Göğsüme saplarım seni Ey kız kulesi…
İstanbul piyano gibidir kaç tuşa çekiç attırır Coşkuyla dokundukça tellerine
Ağırdır yükü sığmaz her yüreğe
Öyle hüzünlü titreşimler yaratır ki içinde Ayrılığın çaresizliğine ah çekersin eylüllerce…
Gitar
Tambur
Ud
Arp gibi tel tel çalarım çalarım seni İstanbul Ey İstanbul İstanbul
Tanrının gözleridir denizin gökyüzün
Bir yakanda umut bir yakanda hüzün
Sen ki en muhteşemisin yeryüzünün
Bir evren kadar sonsuzluksun dipsiz maviliklerde İstanbul
Ey İstanbul…

